Akasirler, İskit veya Trakyalı yada Trako-İskit kökenli bir millettir. Heredot’un zamanında Maris(Mures) düzlüklerinde yaşarlardı (Antik Dacia bölgesinin dağlık kesimleri. Bugünkü Transilvanya, Romanya). Otoritelere göre Akasirler Trakya kökenlidirler, ancak buna rağmen yönetici sınıfın İskit kökenli olduğu düşünülmektedir.
Arkeolojik Kanıtlar
İskitlerin Karpatlara gelişleri İ.Ö. 700 yılına tarihlenmektedir. Akasirlerin varlıkları arkeolojik tespitlere göre Ciumbrud tipi bir zulume dayanmaktadır. Ciumbrud, Transilvanya Platosu bölgesinin yukarı kesimlerinde bulunan Mureş bölgesindedir. Bu bölgeyi çevreleyen halkların ölülerini yakmalarına karşın, Ciumbrud’takiler ölülerini gömmüşlerdir. Bu mezarlar İskit sanatsal ve askeri metalürji ürünleri içermektedirler(Örn. Kamalar). Bu buluntular kabaca Heredot’un zaman çizelgesine göre İ.Ö. 550-450 yıllarına tarihlenmektedir. Arkeologlar bu buluntuların karakteristiğini tarif etmek için Trakyalı elementlere borçlu oldukları Trako-Akasirli tabirini kullanmaktadırlar. Heredot’un zamanında Akasirler zaten yerli Trakyalıların içinde erimeye başlamışlardı.
Tarihsel Kanıtlar
İ.Ö. 5. Yüzyıl
Heredot’a göre Akasirler İskitli değildi ancak İskitlere yakın olan bir milletti. Heredot Akasirleri ve Budinlileri tarif ederken “İskitli Olmayan” tabirini başka yerlerde kullanmasına rağmen, İskit tabirini de kullanarak değişkenlik gösteren ifadelere sahiptir. Aynı zamanda Akasirlerin diğer adetlerini ifade ederken onları Trakyalılarla yakın özelliklere sahip olarak tarif eder. Bu İskitli Akasirlerin milli vasıflarını yavaş yavaş kaybettiklerini de bize göstermektedir.
Akasirler İ.Ö. Altıncı yüzyılda Büyük İskit İmparatorluğu tanımlamasında karşımıza çıkar ve Pers Hükümdarı I. Darius’un(İ.Ö. 522-486) İskitlere karşı düzenlediği N.Pontic seferinde(İ.Ö. 516-513) özenle nakledilmiştir. Darius seferinin ikinci kısmında, batı yönüne geri döndü ve iki İskit tümenini bir günlük mesafe aralığında kovaladı, ilk tümen İskit topraklarına kaçtı ardından anlaşmayı reddeden Melanchlaeni, Androphagi ve Neuri topraklarına girdi. Bu tümen son olarak Akasirler sınırına ulaştı ve Akasirler sağlam bir direnç göstererek İskit tümenlerini Darius’un kovalamasına maruz bırakarak İskitya’ya geri dönmeye mecbur etti.
Tarih Spargapeithes adını (Bir Pers Adı), İskitli Kral Ariapeithes’i Öldüren Bir Akasir Kralı olarak kaydeder ve sonuçta şüphesiz bazı sınır ihlalleri yaparak yada bir politik rakip olarak Karpatlar ve Tyras arasındaki topraklarda hüküm sürmüştür.
Heredot, Akasirler ile birlikte bir başka kavim olan Gelonilerden de bahsetmiştir.Tarihçi Akasirlerin Perslilere karşı bir mücadeleye girişmeyi reddedince özerk bir vilayet olarak bağlı bulundukları İskit Konfederasyonu tarafından bu mücadeleye girmeleri için kışkırtılmış olduklarına dikkati çeker. Ayrıca Greklerin Akasirleri, Gelonları ve İskitleri kardeş gibi gördüklerini de nakleder. Heredot bundan başka onların lüks tutkularından da bahsetmiştir, altın takılar taktıklarını (birliklerde de altın alaşımlar kullanılıyordu) ve çevrelerindeki diğer milletler gibi çok kadınla evlilik yaptıklarını aktarır. Bu duruma her ne kadar çevre kavimler de kanıt olarak gösterilmişse de aktarımların birazının hayal ürünü olması muhtemeldir. Transilvanya’daki Akasirlerin gözalıcı ihtişam ve debdebesi tarifi Tufalu’daki(Romanya) keşiflerle birlikte dikkat çekici şekilde doğrulanmıştır – bu ihtişamın erken İskit dönemli olduğu düşünülmektedir (bronz çağı soylu sınıfı).
Heredot bir Pontik Grek efsanesinde Akasirlerin adının efsanevi ataları Akatirsus’tan geldiğini ve O’nun Herkül ile canavar Echidna’nın en yaşlı oğlu olduğundan bahseder.
İ.Ö. 4. Yüzyıl
Aristo onların kanunlarını dini bir ayin esnasında ezberden okunan bir ilahi gibi ezberleyerek yasaklardan kaçındıklarını gözlemlemiş, bunun ayrıca Galyalı Druidlerde de olduğunu aktarmıştır. Vücutlarına yaptıkları dövmelerle ait oldukları sınıfı ve uyguladıklarını adetler ile yaşam tarzlarını belirtirlerken ayrıca saçlarını maviye boyadıklarını aktarır. Aristo, Akasirler edebi aktarımlarını çömleklere işlemeye başladıklarından itibaren, onları gerçek bir milletmiş gibi aktaran son yazardır.
İ.S. 1. Ve 2. Yüzyıl
Roman coğrafyacı Pomponius Mela ve tarihçi Yaşlı Pliny İ.S. 1. Yüzyılda Akasirlerden bahsetmişler ayrıca bozkır kabileleriyle birlikte Akasirleri de listelemişlerdir. Pliny onların mavi saçlı olduklarından ima yoluyla bahseder.
Sonraki zamanlarda, Akasirler daha kuzeye doğru sürülmüşlerdir. 2. Yüzyılda coğrafyacı Batlamyus Akasirleri Avrupa Sarmatyası’nda, Vistula ve Karadeniz arasında yaşayan kabilelerden biri olarak listelemiştir.
İ.S. 4. Yüzyıl
İ.S. 380’lerde, Amnianus Marcellinus, Res Gestae Ch. 22, 8’de Palus Maeotis’in ötesinde Gelonların Akasirler ile birlikte elmas gibi kayalıkların üzerinde bolluk içinde yaşadıklarını yazar. Ayrıca Gelonlar ile Akasirlerin arasında ince bir çizgi olduğunu hatta Gelonların Akasirlerden olduklarını, vücutlarına dövmeler yaptırdıklarını ve saçlarını maviye boyadıklarını, tamamı olmasa bile soylu sınıfın hepsinin bu şekilde hareket ettiğini belirtir (Amm. 31, 2, 1-11). Armanius bununla beraber Alan İmparatorluğu’nun Alanların birliğini 2. Yüzyılın sonlarında Akasirlerin zaferlerini tekrar ederek iç birliklerini perçinlediklerini ve Gelonlar, Akasirler, Melanchlaeni, Anthropophagi, Amazonlar ve Sereleri milletsel bünyeleri içine aldıklarını da aktarır. Servius, Aenid 4.v.146’da muhtemelen İ.S. 300’e yakın bir tarihte Akasirlerin İskoçya’ya deniz aşırı bir birlik yolladıklarını anlatır. Onlar Pictlere kimliklerini belirleyecek özellikleri vermişler, onları ciddi derecede uğraştıran ve karşılarında durulmaz korkunç savaşçılar olarak anılmışlardır. Onaltıncı yüzyıl İngiliz Kayıtlarında Raphael Holinshed’in de bahsettiği gibi Akasirler, Pictlerin milli kimliklerinin temelini teşkil etmişler ve onlara gelenekleri olan vücutlarını maviye boyamayı miras olarak vermişlerdir.
İ.S. 6. Yüzyıl
Byzantiumlu Stephen’ın satır aralarında açıkladığı üzere, Grekler, Trausi’yi, Akasir diye çağırırlardı ve bildiklerimize göre Trausi, Rodop Dağları’nda yaşamıştır.
19. Yüzyıl
19. Yüzyıl’da Niebuhr, Heredot’un Akasirlerinin, Getae yada Dacialılar ile (Kuzey Trakyalılar) aynı insanlar olduklarını öne sürmüştür.
Akatziri
1911 Encyclopædia Britannica’sına göre, 19. Yüzyıl Yazarlarının (Latham, V. St.Martin, Rambaud, Newman) eski bir teorisi, “ikna edici olmayan biçimde”, Akasirleri ve bununla birlikte ardılları Agatziri yada Akatziroileri, ilk olarak Priscus’un anlatımıyla Byzantine History Cilt 11, Sayfa 823’te, Aşağı Volga’da göçmen hayatı yaşar şekilde tarif etmiş, Atilla zamanında Hunlar’ın hükmü altında yaşadıklarını rapor etmiştir. Bu eski teori modern araştırmacılar Helfen ve Golden tarafından kabul görmemiştir. E. A. Thompson’a göre, Akasirler ile Akatzirileri tamamen birbirine bağlamak olanaksızdır.
Akatziriler İ.S. 448’de Atilla’nın ordusundaki ana kuvvetlerden biriydi. Atilla Karadaş yada Curidachus’u Akatzirilere reis olarak atamıştı. (Thompson, s.107)
Priscus’un Getica’sında Jordanes’in aktardığına göre, Akatziriler Aesti’nin(Baltık) güneyine konuşlandırılmışlardı – kabaca Transilvanyalı Akasirler ile hemşehri idiler – ve O, onları tarif ederken şöyle betimlemiştir; “çok cesur cahil köylüler, sürülerini güderek ve avlanarak geçimlerini temin ediyorlar.”
The Encyclopædia Britannica’nın 1897 ve 1911 baskıları Akatzirilerin, Hazarların veya daha sonra gelen boyların öncülleri olabileceğini göz önünde tutar, buna rağmen Prof. Peter Golden, E.A. Thompson ve Maenchen-Helfen gibi modern araştırmacılar, bu teorinin sadece bir varsayımdan öteye gidemeyeceğini belirtirler ve Thompson bunun tamamen böyle olmadığını söyler. Buna rağmen yukarıdaki teoriye karşı çıkan araştırmacılar bu görüşlerine herhangi bir dayanak teşkil edecek kanıt sunamamaktadırlar.
Gelibolu Bolayır bölgesindeki bulunan sahilde kayaya oyulmuş antik pınar.
Trakyen yerleşim bölgesindeki antik kaya oyma sahil pınarı binlerce yıldır görevini yapmaya devam ediyor.
Bu gün Gelibolu Yarımadası olarak bilinen tarihteki Trakyenlerin yaşadığı Trakyen Yarımadasında bulunan kaya oyma eserler ile Trakyenler tarihteki varlığını devam ettirmektedir.
Bu antik eserler bu güne kadar önem verilmemiş fakat kaya oyma yapılarından dolayı varlığını sürdürebilmişlerdir
CARDİA ANTİK TRAKYEN ŞEHRİ HARİTASI
Kardiya antik şehri , antik Trakyen yarımadası ( Kernessosu)’nun merkezi (günümüzde Gelibolu Yarımadası), Melas Körfezi’nin ucuna kurulmuştu (günümüzde Saroz kıyısı).
Başlarda Mileslilerin ve Klazomenlerin bir sömürgesi olan bölge, daha sonraları Militiades zamanında (Milattan Önce 6. Yüzyılın sonları) Atinalı kolonizatörlerin yerleştirildiği ve Militiades’in tiranlığı olarak kabul görmüş bir yere dönüşmüştür (M.Ö. 515-493).
Ancak bu durum Kardiya’yı her zaman bir Erken Atina destekçisi yapmamıştır; M.Ö. 357 tarihinde Atina, Kernessos’un kontrolünü eline geçirmesi sonrası, Trakyalı prensin kontrolünde kalan tek nötr şehirdi. Fakat M.Ö. 352 yılında Makedonya Kralı 2. Filip şehirle yaptığı dostluk anlaşmasını bitirmeye dair kararlıydı.
Diyopeytes zamanında, Atinalı paragöz bir kaptan, büyük bir kriz patlak verdi. M.Ö. 343’te şehre kaçak yolcular yerleştirilmeye çalışıldı. Fakat Kardiyalılar bu misafirleri kabul etmeye pek hevesli değildi. Bunun üzerine Filip şehre ivedilikle bir destek kuvveti yolladı.
Kral iki taraf arasında arabuluculuk etmeye çalıştıysa da Atina tarafı bunu reddetti.
Şehir M.Ö. 309’da Lisimakus tarafından yokedildi, daha sonraları şehir tekrar inşa edilmiş olmasına rağmen asla Kardiyalılarca geçmişte inşa edilmiş olan merkezi şehir olduğu devirdeki gibi bir parlak devir yaşamadı.
.
Kardiya, Büyük İskender’in Sekreteri Eumenes’in doğum yeri ve Tarihçi Hiyeronimus’un memleketidir.
viki sayfasındaki “trakyen yarımadası bölgesindeki yazıtlar”ı bildiren yazı
Coming down to a better authenticated period, we find that Lemnos was conquered by Otanes, a general of Darius Hystaspis. But soon (510 BC) it was reconquered by Miltiades the Younger, the tyrant of the “Thracian Chersonese”. Miltiades later returned to Athens and Lemnos was an Athenian possession until the Macedonian empire absorbed it.
http://www.ask.com/wiki/Limnos
-AYVALIK LALE ADASINDAKİ TAHRİP EDİLİP YOK EDİLEN KURT TAŞ OYMA RESMİ ÇOK ÖNEMLİ BİR TARİHİ ESERDİR
.
-LALE ADASINDA’Kİ TAŞ OYMA TERSANELERİ
Buradan anlaşılacağı gibi bu bölge trakyenlerin gemi üretme yeridir
.
-GELİBÖLU BOLAYIRDA’Kİ TAŞ OYMA TERSANESİ
bu bölgede benzer taş oyma tatlı su pınarıda vardır
4 ayrı coğrafyadaki antik kültürlerin yaşam şekillerindeki evlerin yapısındaki özellik vede yerleşim yerlerinin isimler benzerliği bu kültürlerin antik bağlarını oluşturmaktadır.
TRULLİ-TURUL
Bu kültür antik Trakyen TÜRK kültürüdür, ETRÜSK lerden bu güne devam etmektedir.
TÜRKİSTAN-TURFAN
Bu kültür Turfan antik şehri ORDU BALIK TÜRK kültürüdür
TÜRKİYE -TUR ABDİN
Bu kültür Küçük Asya antik çağ Türk kültürüdür, Suriye, Türkiye, İran , Irak, Ürdün bölgelerinde ayni kültürü görmek mümkümdür.
Bu iki bölgede iki kültürün birçok benzer yönleri var.
Türkiyedeki “Amazonların yaşadığı tarihsel bölgede”ki kuş dili konuşmalarının benzeri güney akdeniz “amazon tuareg kültürü”nde var
Daha önceki yayınlarımızda Tuareglerin Türk olabileceği ve birçok kültürel benzerliklerin olduğu yazımızda kuş dili benzerliğinden bahsetmemiştik.
Bu yazımızda iki kültürdeki bu ortak iletişim şeklini insanlara duyurmak istiyoruz.
“Kuzey Afrika Kültürleri”ndeki antik yerleşim isimleride “Trakyenlerin yerleşim alanlarındaki şehir isimleri”ne benzemektedir, büyük bir ihtimalle antik tarih bağlarının olduğunu düşünmekteyiz.
V. yüzyılda Çin Kansu bölgesinde kurulmuş olan Kuzey Liang Hun Devleti tarafından yapılmış olan, bugün Çin Halk Cumhuriyeti’nin Tun-huang şehrinde bulunan ve dünyaca ünlü Tun-huang Bin Buddha Mağaraları olarak anılan “Mo-kao Mağaraları” (40.53 K-94.25 D), Hunların Budhizm adına yaptıkları eserlerin en eskilerinden biridir.
Tun-huang Bin Buddha mağaraları Türk, hatta dünya sanat ve edebiyat tarihi bakımından iki büyük önem taşır. Biri, yüzlerce fresk ve heykeller, diğeri ise içinde sayısız Uygurca yazmaların bulunduğu mağaralar olmalarıdır 1. Bizler için oldukça büyük değere sahip olan bu mağaraların yeterince tanınmamış veya yanlış tanınmış olması da başka bir önemli konudur.
Tun-huang şehri (40.08 K-94.39 D), Kansu Eyaletinin Ho-hsi (Sarı Irmağın Batısı) Geçidinin batı ucunda yer almaktadır. 414.000 km2 yüzölçümüne rağmen çok az bir nüfusa sahip olan Kansu Eyaleti, (36.04 K-103.49 D) asıl Çin olarak bilinen Sarı Irmak’ın iç havzasının kuzey-batı sınır eyaletidir.
Güneyinde Ssu-ch’üan, doğusunda Shan-hsi Eyaletleri vardır. Kuzeyde ise İç Moğolistan ile batıda Tibet’in Ch’ing-hai (Kukunor) Platosu arasında yer alır. Çin ve Doğu Türkistan arasında uzanan bir nevi koridordur. Bu bölgenin şimdiki adının, Kubilay Han burayı aldığında civardaki iki küçük şehirden; Kan-chou ve Su-chou şehirlerinin adlarının birleştirilmesinden ortaya çıktığı düşünülmektedir 2.
1-H.N. Orkun, Eski Türk Yazıtları, İstanbul, 1941; L. Ligeti, Bilinmeyen İç Asya, Ankara, 1946.
2-W. Barthold, “Kansu” maddesi, DİA, VI. cild, s.162-164.
Amerika ile Asya’daki antik kültürler birçok yönleriyle birbiriniin benzeridir.
Buradaki iki kültürün yapılarındaki benzerlik hem geometri yönünde hem taş işlemelerinin benzerliği yönündedir.
Her iki kültürde dikili taşlar arasında işlenmiş perde taşlar vardır.
DAHA ÖNCEKİ YAYINLARIMIZDA BU GÜNEY AMERİKA KÜLTÜRÜNÜN BU YAPISININ BENZER YAPISINI TUVA CUMHURİYETİNDEKİ GÖLÜN İÇERSİNDE GÖRMÜŞTÜK zaten hakasya salbik yerleşim yeri Tuva Cumhuriyertinin kuzey yönündedir, arasında Sayan Dağları vardır; TUVA’DAKİ ANTİK ESER İLE HAKASYA’DAKİ ANTİK ESER SAYAN DAĞLARI ANTİK KÜLTÜRÜDÜR
BU ANTİK ESER GÜNEY AMERİKA ; (PERU -BOLİVYA -ŞİLİ) Bolivya Titicaca gölü kıyısı KÜLTÜRÜDÜR
BU ANTİK ESER ASYA- HAKASYA ;KUZEY SAYAN KÜLTÜRÜDÜR
Buradaki antik yapıların benzerlikleri çok dikkat çekicidir; yapısal geometri benzerliği ve taş işçiliklerinin benzerliği görülmektedir.