Download Free FREE High-quality Joomla! Designs • Premium Joomla 3 Templates BIGtheme.net
Ev / Belgeler / İsmail Enver-ENVER PAŞA (Hayatını milletinin varlığına adamış güçlü bir Ordu teşkilatçısı) 1880-1922

İsmail Enver-ENVER PAŞA (Hayatını milletinin varlığına adamış güçlü bir Ordu teşkilatçısı) 1880-1922

Enver Paşa (İsmail Enver, اسماعيل انور, d. 22 Kasım 1881, İstanbul – ö. 4 Ağustos 1922, Tacikistan), Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında Türk asker ve siyaset adamı. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin kurucu ve önderleri arasında bulunmuş, 1913’te “Babıali Baskını” adı verilen askeri darbeyle cemiyetin iktidara gelmesini sağlamış, 1914’te Almanya ile askeri ittifaka önayak olarak Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girmesine öncülük etmiş, savaş yıllarında “Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili” sıfatıyla askeri politikayı yönetmiştir.
I. Dünya Savaşı’nın yenilgi ile sonuçlanması üzerine, Almanya ve Rusya’da Türk halkları’nın biraraya getirilmesi amaçlı pek çok mücadelede bulunmuş, Sovyet hükûmetinin desteğini kaybettikten sonra Orta Asya Türklerini, Rus işgaline karşı ayaklandırmak amacıyla gittiği Türkistan’da Bolşevik Ruslar’a karşı yaptığı bir çatışma sırasında ölmüştür.
1914’te Padişah Abdülmecit’in torunu (Şehzade Süleyman’ın kızı) Naciye Sultan’la evlenerek Osmanlı hanedanına damat olmuştur. Bu evlilikten Türkân Mayatepek (ö.1989) ve Mahpeyker Ürgüp adlı kızları ve Ali Enver Akoğlu (1921-1971) adlı bir oğlu vardır. Enver Paşa, Genel Kurmay eski başkanlarından Kazım Orbay’ın da kayınbiraderiydi.
1880’de İstanbul’da sıradan bir memurun oğlu olarak dünyaya gelen İsmail Enver için, yaşadığı dönemden bugüne kadar pek çok yorum yapılmış, her yönüyle inceden inceye işlenmiştir. “Enver Paşa” adlı eseriyle bu konuda inceleme yapan Şevket Süreyya Aydemir, Enver Paşa’yı 1908-1914 arası döneme bakarak “1908’in Hürriyet Kahramanı Binbaşı Enver Bey, işte bu kısa devrede Enver Paşa, daha doğrusu imparatorluğun tek söz sahibi olan, genç, inançlı, muhteris, daha doğrusu hem kaderci hem de kaderini yaratan adam olarak sahnededir.” tanımlar.
1908’de Genç Türkler İhtilali ile yıldızı parlayan Enver’in hızlı yükselişi 1913’te Yarbayken yine aynı senenin sonlarında Albaylığa, 19 gün sonra 1 Ocak 1914’te Paşalığa yükselmesi ile başlar. Kabineye Harbiye Nazırı olarak girer; Genelkurmay Başkanlığı’ndan bir süre sonra da Başkumandan Vekilliği yetkilerini de elinde toplar. Naciye Sultanla evlenip, saraya, Padişaha damat oluşu da bu safhaya rastlar. Enver Paşa kendini zirveye ulaştıran basamakları yine kendi elleriyle döşemişti.
Enver Paşa’nın vatanseverliği ve bu topraklara olan bağlılığı gerçektir. Bunun yanısıra hayal gücünün genişliği ve gerçeklerle bu hayallerin zaman zaman birbirine karıştığı da inkar edilemez. Hayallerini süsleyen İran, Hindistan, Turan ve Kafkasya’ya hakim olmak düşünceleri o günün şartlarında gerçek temeller oturmaz. Örneğin Cemal Paşa anılarında “Hakikati söylemek gerekirse, bu birinci Kanal Seferi yaptığımız zaman hiç kimse bu Kanalın nasıl geçileceğini bilmiyordu…” der.
Halbuki Enver Paşa bu görevi, IV. Ordu Kumandanlığı’nı, Cemal Paşa’ya teklif ettiğinde, Suriye’deki asayiş sağlama ve Kanal Seferini her ikisi de inanarak imzalamışlardı. Bu sefer gerçekleştiğinde ise Kanal Türk cesaretiyle dolmuştu.
Kanal’dan önce Sarıkamış’ta yaşananlar ise tam bir felaketti. 90.000 askerden10.000’in sağ kalabildiği, özellikle de donmaktan ve açlıktan kurtulabildiği bu sefer, sonuçları açısından korkunçtu. Hayatında Alay kumandanlığı dahi yapmamış olan Enver Paşa tecrübeden ziyade gençliğinin getirdiği coşkuyla kumanda edecekti ordusunu. Amaç 1878 Berlin Antlaşması’nda kaybedilen toprakları geri almaktı ve başarılı olacağına inanıyordu.
Enver Paşa Ordu Kumandanı Hasan İzzet Paşa’nın hava şartları, soğuk, karın şiddeti gibi uyarılarına kulak asmaz ve taarruz emri verir. III. Ordunun ölüm emridir bu.
Enver Paşa Sarıkamış’ta “Hükümete” başlıklı bir vasiyet bırakır.
.
İSMAİL ENEVER PAŞA’NIN HÜKÜMETE VASİYETİ;
Hükümete
“Planım, Ruslara, hemen iki misli faik iki Kolordu ile arkalarına düşerek ricata mecbur etmek ve bu suretle XI. Kolordu ve Süvari Fırkasıyla takibolunan düşmanı karşılayıp, tamamıyla mahvetmekti. IX. Ve X. Kolordu ve Süvari Fırkasını bekliyorum. Gelir de yetişirse, düşmanı bozacağım. Fakat gelmeden düşman zayıflamış kıtaatımıza taarruz eder ve taarruzda muvaffak olursa o vakit Ordu mahvolmuş demektir.
Şimdiye kadar asker ve zabitler hiç kusursuz harbettiler. Her manevrayı yaptılar. Eğer Allah da yardım ederse, muvaffakiyet katidir. Eğer muvaffak olmazsam, son neferimle beraber öleceğim. Bu halde vasiyetim: Ben vazifemi yaptığımı sanıyorum ve öyle ölüyorum. Yaşasın dinim, vatanım, Padişahım.
Eğer geride kalanlarıma yardım etmek isterseniz, refikam Sultan Efendi hazretlerinin muhassısatı kafi değildir. Kendisinin müreffehen yaşaması için hiç olmazsa, Başkumandanlık muhassısatımın kendi muhassısatına zammı ve ebeveynimin temini refahı ile, rahmeti ilahiyeye mazhariyetim için birkaç hayır yapılmasını rica eder ve tealisine çalışmaktan başka bir maksat beslemediğim din ve milletimin tealisine dua eder, tanıyanlara selam ederim. Yaşasın Müslümanlık ve Osmanlılık ve Osmanlıların Padişahı Sultan Mehmet Han!”
Enver
“Servet namına bir şeyim yoktur. Mamafih ne varsa, Refikam Sultan Efendi hazretlerine bırakıyorum.”
Enver
.

1.DÜNYA SAVAŞI VE ENVER PAŞA……..
1. DÜNYA SAVAŞI DÜNYANIN OSMANLI İMPARATORLUĞUNU YOK ETME SAVAŞIDIR…
1. DÜNYA SAVAŞINDA OSMANLI YIKILAMAMIŞTIR, FAKAT KÜÇÜLMÜŞ KÜÇÜK ASYA YARIMADASINA ÇEKİLMİŞTİR.
1. DÜNYA SAVAŞINDAKİ OSMANLI ORDUSUNUN BAŞINDAKİ EN YETKİLİ KİŞİ İSMAİL ENVER PAŞADIR…
1.DÜNYA SAVAŞI DEMEK İSMAİL ENVER PAŞA DEMEKTİR.
.
The Middle East during World War I./pt1 ………
……….The Middle East during World War I./pt21
.




VİDEOLARIN DEVAMI EN ALT SIRADADIR

.
Sarıkamış felaketinden sonra orduya katılıp görev almak için Sofya’dan gelen M. Kemal ile Enver arasında şu konuşma geçer :
“Biraz sonra Enver Paşa ile karşı karşıya bulunuyorduk. Enver Paşa, zayıf düşmüş, rengi solmuş bir haldeydi. Söze ben başladım :
Biraz yoruldunuz.
Yok, o kadar değil.
Ne oldu?
Çarpıştık. O kadar…
Şimdi vaziyet nedir?
Çok iyidir!..
Enver’i daha fazla üzmek istemedim. Kendi işime sözü getirdim :
Teşekkür ederim. Numarası 19 olan bir tümene beni kumandan tayin buyurmuşsunuz. Bu tümen nerdedir. Hangi kolordu ve ordunun emrinde bulunuyor?
Ha, bunun için belki Genelkurmayla görüşürseniz daha kati malumat alabilirsiniz.
Pekiyi, o halde siz daha fazla rahatsız etmeyeyim. Genelkurmayla görüşürüm…”
Enver Paşa için söylenebileceklerin başında onun duygusal ve aceleci kişiliği bulunur. Ama şu gerçeği de belirtmek gerekir: Enver Paşa yetkili olduğu andan itibaren kimilerini de küstürerek bir çok subayı emekliye ayırmış ve orduya genç ve dinamik bir ruh getirmiştir. Gerek siyasi hesaplaşmalar nedeniyle, gerekse yeniden teşkilatlanma çalışmaları amacıyla yapılan bu işlemde yaklaşık 2000 asker ordudan ayrılmıştı. Balkan harbinden yenik çıkmış olan Ordu, tüm yetersizliklere karşın başarı ve inançla mücadele etmiştir. Osmanlı Ordusu bütün bu şartlara rağmen tam 4 yıl 10 ayrı cephede aynı güçle savaşı sürdürmüştür. Zaten bunun içindir ki yorumcular Enver Paşa’yı Büyük Kumandan olarak değil, güçlü bir Ordu teşkilatçısı olarak değerlendirirler.
1.Dünya Savaşı ardından, Almanya’nın yenilgisi ve Osmanlı’yı Sevr Antlaşması’na sürükleyen çöküşün ardından Kasım 1918’de Enver Paşa ülkeyi terk ediyordu. 1911 yılının 4 Ağustosu’na kadar yurt dışında çalışmalarını sürdürdü. Ve son gün Orta Asya’nın Pamir eteklerinde Çegan tepesinde vurularak öldürüldüğünde 42 yaşında yenik ve yalnız bir adamdı.
http://www.canakkale.gen.tr/kisiler/k8.html
……………………………………………………
Enver Paşa, 1. Balkan Savaşı sırasında (1912) Trablusgarp’ta direniş destanı yazıyor ve bugünkü bağımsız Libya’nın temelini atıyordu. Balkanlar’da yaşanan felaketi engellemesi mümkün değildi, ama gerekli yetki ve imkânı elde eder etmez Edirne’yi düşmandan geri aldı (Enver Paşa olmasaydı bugün Selimiye Camii’ni görmek için Bulgaristan’a gitmemiz gerekecekti). 1914’te Harbiye Nazırlığı’na atanır atanmaz da orduyu tepeden tırnağa düzene sokmaya ve tahkim etmeye başladı. Bu işte o kadar başarılı oldu ki, ahı kalmış vahı kalmış Osmanlı ordusu bir sene gibi kısacık bir zaman zarfında toparlanıp yedi düvele karşı savaşabilecek seviyeye geldi.
1912’de Bulgar, Sırp ve Yunanlarla baş edemeyip Balkan cephelerinden can havliyle kaçan zavallı Osmanlı askerleri, 1915-1916 yıllarında Enver Paşa’nın genelkurmay başkanlığında Çanakkale’de İngiliz ve Fransız imparatorluklarına kök söktürdüler. Yine 1916’da bu askerler Kut’ul Amara’da (Irak) İngiliz ordusuna karşı muhteşem bir zafer kazandılar; 20 binden fazla İngiliz askerini öldürüp, aralarında 13 general ve 481 subayın da bulunduğu 13.300 İngiliz askerini esir aldılar. Balkan cephelerine birkaç ay dayanamayan Osmanlı ordusu, Cihan Harbi’ne üç sene dayandı; Asya, Afrika ve Avrupa cephelerinde aslanlar gibi savaştı; Mondros Mütarekesi’nin arefesinde bile zaferler kazandı, 15 Eylül 1918’te Bakü’yü fethedip Azerileri soykırımdan kurtardı.

“Milli Mücadele” de Enver Paşa’nın adam ettiği ordunun ve İttihatçı kadroların (yahut İttihat ve Terakki kökenli kadroların) omuzları üzerinde yükseldi. “İstiklâl Harbi”ni başlatsın diye kolordusunu Mustafa Kemal Paşa’nın emrine veren Karabekir Paşa, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Manastır şubesinin kurucularından değil miydi?
http://www.samanyoluhaber.com/y_404429_hakan-albayrak-enver-pasanin-faydalari.html
Enver Paşa bizi harbe sokmasaydı biterdik!
Dün kaldığımız yeri hatırlayarak, “Enver Paşa’nın faydaları” bahsine devam edelim: “Milli Mücadele” de Enver Paşa’nın adam ettiği ordunun ve İttihatçı kadroların (yahut İttihat ve Terakki kökenli kadroların) omuzları üzerinde yükseldi. “İstiklâl Harbi”ni başlatsın diye kolordusunu Mustafa Kemal Paşa’nın emrine veren Karabekir Paşa, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Manastır şubesinin kurucularından değil miydi?
“İyi ama, Enver Paşa bizi Dünya Savaşı’na niye soktu ki? Bizi Kurtuluş Savaşı vermeye niye mecbur bıraktı? Almanların peşine takılıp Osmanlı Devleti’ni maceraya sürüklemenin ne alemi vardı?” diye soracak olursanız…
Tekrar ediyorum: Osmanlı Devleti miskin miskin çöküyordu. Ruslar, İngilizler, Fransızlar, son Osmanlı topraklarını da paylaşmak için gün sayıyorlardı. Almanların işini bitirdikten sonra Osmanlı’ya saldıracakları aşikârdı. İttihatçılar onlarla anlaşmak için az uğraşmadılar, ama olmadı. Almanlarla anlaşıp son bir gayretle felaketin önüne geçmeyi denemekten başka çareleri yoktu. İyi ki de öyle yapmışlar. İyi ki de devleti Almanya’nın yanında Cihan Harbi’ne sokmuşlar. Aksi halde Almanlar çabucak tepelenir ve fazla yıpranmayan İtilaf Devletleri Anadolu’yu rahatça zapturapt altına alırlardı.
Enver Paşa, İtilaf Devletleri’nin çarkına çomak soktu. Osmanlı’nın harbe katılması sayesinde harp iki sene uzadı; İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar fena halde yıprandı; Çanakkale destanıyla ikmal yolunu kestiğimiz Rus Çarlığı çöktü. Harpten bitap düşen Avrupa kamuoylarının “Yeter artık, barış istiyoruz!” haykırışları ve ihtilal tehditleri altında, Londra, Paris yahut Roma’nın Osmanlı/Türkiye ile uzun soluklu yeni bir harbi göze alması mümkün değildi. Harp yorgunu İngilizler, kendilerini riske atmayıp, şanslarını Yunan ordusunu kullanarak denediler; Yunan ordusu çuvallayınca da müzakere kapısını açtılar. Çar’ı deviren Bolşevikler de -Rusya’nın iç meseleleri ile ziyadesiyle meşgul oldukları için- Osmanlı/Türkiye ile anlaşma yoluna gidip, Kars ve Ardahan’ı iade ettiler. Harbe girmeseydik, Rus Çarlığı’nı Çanakkale Boğazı’na gömmeseydik, bugün Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz’de -ayrıca da Boğazlar’da- herhalde Rus bayrağı dalgalanırdı.
Hülasa: Bugün “Türkiye” dediğimiz toprakların kurtuluşunu -Rabbu’l Alemin’in inayetiyle- Enver Paşa’ya borçluyuz. “Maceracı” diyorlar ya; Türkiye’nin temeli Enver Paşa’nın “maceracılığı” ile atıldı. Enver Paşa’dan hiç hazzetmeyen Mustafa Armağan bile, biraz zorlasak, bunu kabul edebilir. Nereden mi çıkarıyorum? Bir mülakattaki şu sözlerinden çıkarıyorum:
“Anka’nın Yükseliş ve Düşüşü adlı kitabında Oral Sander de söylüyor. Anka kuşu gibi, Birinci Dünya Savaşı’nda, yeniden bir daha doğmak için intihar etti, kendisini ateşlerin içine fırlattı diyor Osmanlı Devleti için… Gerçekten de… Osmanlı ruhu… fosilce yaşayışa razı olabilir miydi?”
İntihar kelimesi hariç, üç aşağı-beş yukarı aynı şeyi söylüyorum.
***

1880’de İstanbul’da sıradan bir memurun oğlu olarak dünyaya gelen İsmail Enver için, yaşadığı dönemden bugüne kadar pek çok yorum yapılmış, her yönüyle inceden inceye işlenmiştir. “Enver Paşa” adlı eseriyle bu konuda inceleme yapan Şevket Süreyya Aydemir, Enver Paşa’yı 1908-1914 arası döneme bakarak “1908’in Hürriyet Kahramanı Binbaşı Enver Bey, işte bu kısa devrede Enver Paşa, daha doğrusu imparatorluğun tek söz sahibi olan, genç, inançlı, muhteris, daha doğrusu hem kaderci hem de kaderini yaratan adam olarak sahnededir.” tanımlar.
1908’de Genç Türkler İhtilali ile yıldızı parlayan Enver’in hızlı yükselişi 1913’te Yarbayken yine aynı senenin sonlarında Albaylığa, 19 gün sonra 1 Ocak 1914’te Paşalığa yükselmesi ile başlar. Kabineye Harbiye Nazırı olarak girer; Genelkurmay Başkanlığı’ndan bir süre sonra da Başkumandan Vekilliği yetkilerini de elinde toplar. Naciye Sultanla evlenip, saraya, Padişaha damat oluşu da bu safhaya rastlar. Enver Paşa kendini zirveye ulaştıran basamakları yine kendi elleriyle döşemişti.
Enver Paşa’nın vatanseverliği ve bu topraklara olan bağlılığı gerçektir. Bunun yanısıra hayal gücünün genişliği ve gerçeklerle bu hayallerin zaman zaman birbirine karıştığı da inkar edilemez. Hayallerini süsleyen İran, Hindistan, Turan ve Kafkasya’ya hakim olmak düşünceleri o günün şartlarında gerçek temeller oturmaz. Örneğin Cemal Paşa anılarında “Hakikati söylemek gerekirse, bu birinci Kanal Seferi yaptığımız zaman hiç kimse bu Kanalın nasıl geçileceğini bilmiyordu…” der.
Halbuki Enver Paşa bu görevi, IV. Ordu Kumandanlığı’nı, Cemal Paşa’ya teklif ettiğinde, Suriye’deki asayiş sağlama ve Kanal Seferini her ikisi de inanarak imzalamışlardı. Bu sefer gerçekleştiğinde ise Kanal Türk cesaretiyle dolmuştu.
Kanal’dan önce Sarıkamış’ta yaşananlar ise tam bir felaketti. 90.000 askerden10.000’in sağ kalabildiği, özellikle de donmaktan ve açlıktan kurtulabildiği bu sefer, sonuçları açısından korkunçtu. Hayatında Alay kumandanlığı dahi yapmamış olan Enver Paşa tecrübeden ziyade gençliğinin getirdiği coşkuyla kumanda edecekti ordusunu. Amaç 1878 Berlin Antlaşması’nda kaybedilen toprakları geri almaktı ve başarılı olacağına inanıyordu.
Enver Paşa Ordu Kumandanı Hasan İzzet Paşa’nın hava şartları, soğuk, karın şiddeti gibi uyarılarına kulak asmaz ve taarruz emri verir. III. Ordunun ölüm emridir bu.
Enver Paşa Sarıkamış’ta “Hükümete” başlıklı bir vasiyet bırakır.
Hükümete
“Planım, Ruslara, hemen iki misli faik iki Kolordu ile arkalarına düşerek ricata mecbur etmek ve bu suretle XI. Kolordu ve Süvari Fırkasıyla takibolunan düşmanı karşılayıp, tamamıyla mahvetmekti. IX. Ve X. Kolordu ve Süvari Fırkasını bekliyorum. Gelir de yetişirse, düşmanı bozacağım. Fakat gelmeden düşman zayıflamış kıtaatımıza taarruz eder ve taarruzda muvaffak olursa o vakit Ordu mahvolmuş demektir.

TOLA ( Bİ TOLA) MANASTIR ASKERİ İDADİSİ
.
.Atatürk (MUSTAFA KEMAL).Resneli NİYAZİ BEY.Enver Paşa (İSMAİL ENVER) (Manastır askeri idadisi), AYNİ ASKERİ OKULDA YETİŞMİŞ KOMUTANLARDIR.
.

Sarıkamış felaketinden sonra orduya katılıp görev almak için Sofya’dan gelen M. Kemal ile Enver arasında şu konuşma geçer :
“Biraz sonra Enver Paşa ile karşı karşıya bulunuyorduk. Enver Paşa, zayıf düşmüş, rengi solmuş bir haldeydi. Söze ben başladım :
Biraz yoruldunuz. Yok, o kadar değil. Ne oldu? Çarpıştık. O kadar… Şimdi vaziyet nedir? Çok iyidir!.. Enver’i daha fazla üzmek istemedim. Kendi işime sözü getirdim :
Teşekkür ederim. Numarası 19 olan bir tümene beni kumandan tayin buyurmuşsunuz. Bu tümen nerdedir. Hangi kolordu ve ordunun emrinde bulunuyor? Ha, bunun için belki Genelkurmayla görüşürseniz daha kati malumat alabilirsiniz. Pekiyi, o halde siz daha fazla rahatsız etmeyeyim. Genelkurmayla görüşürüm…” Enver Paşa için söylenebileceklerin başında onun duygusal ve aceleci kişiliği bulunur. Ama şu gerçeği de belirtmek gerekir: Enver Paşa yetkili olduğu andan itibaren kimilerini de küstürerek bir çok subayı emekliye ayırmış ve orduya genç ve dinamik bir ruh getirmiştir. Gerek siyasi hesaplaşmalar nedeniyle, gerekse yeniden teşkilatlanma çalışmaları amacıyla yapılan bu işlemde yaklaşık 2000 asker ordudan ayrılmıştı. Balkan harbinden yenik çıkmış olan Ordu, tüm yetersizliklere karşın başarı ve inançla mücadele etmiştir. Osmanlı Ordusu bütün bu şartlara rağmen tam 4 yıl 10 ayrı cephede aynı güçle savaşı sürdürmüştür. Zaten bunun içindir ki yorumcular Enver Paşa’yı Büyük Kumandan olarak değil, güçlü bir Ordu teşkilatçısı olarak değerlendirirler.
1.Dünya Savaşı ardından, Almanya’nın yenilgisi ve Osmanlı’yı Sevr Antlaşması’na sürükleyen çöküşün ardından Kasım 1918’de Enver Paşa ülkeyi terk ediyordu. 1911 yılının 4 Ağustosu’na kadar yurt dışında çalışmalarını sürdürdü. Ve son gün Orta Asya’nın Pamir eteklerinde Çegan tepesinde vurularak öldürüldüğünde 42 yaşında yenik ve yalnız bir adamdı.
http://www.canakkale.gen.tr/kisiler/k8.html

……………………………………………………Enver Paşa, 1. Balkan Savaşı sırasında (1912) Trablusgarp’ta direniş destanı yazıyor ve bugünkü bağımsız Libya’nın temelini atıyordu. Balkanlar’da yaşanan felaketi engellemesi mümkün değildi, ama gerekli yetki ve imkânı elde eder etmez Edirne’yi düşmandan geri aldı (Enver Paşa olmasaydı bugün Selimiye Camii’ni görmek için Bulgaristan’a gitmemiz gerekecekti). 1914’te Harbiye Nazırlığı’na atanır atanmaz da orduyu tepeden tırnağa düzene sokmaya ve tahkim etmeye başladı. Bu işte o kadar başarılı oldu ki, ahı kalmış vahı kalmış Osmanlı ordusu bir sene gibi kısacık bir zaman zarfında toparlanıp yedi düvele karşı savaşabilecek seviyeye geldi.

enver-paşa_478730 (1)
1912’de Bulgar, Sırp ve Yunanlarla baş edemeyip Balkan cephelerinden can havliyle kaçan zavallı Osmanlı askerleri, 1915-1916 yıllarında Enver Paşa’nın genelkurmay başkanlığında Çanakkale’de İngiliz ve Fransız imparatorluklarına kök söktürdüler. Yine 1916’da bu askerler Kut’ul Amara’da (Irak) İngiliz ordusuna karşı muhteşem bir zafer kazandılar; 20 binden fazla İngiliz askerini öldürüp, aralarında 13 general ve 481 subayın da bulunduğu 13.300 İngiliz askerini esir aldılar. Balkan cephelerine birkaç ay dayanamayan Osmanlı ordusu, Cihan Harbi’ne üç sene dayandı; Asya, Afrika ve Avrupa cephelerinde aslanlar gibi savaştı; Mondros Mütarekesi’nin arefesinde bile zaferler kazandı, 15 Eylül 1918’te Bakü’yü fethedip Azerileri soykırımdan kurtardı.
“Milli Mücadele” de Enver Paşa’nın adam ettiği ordunun ve İttihatçı kadroların (yahut İttihat ve Terakki kökenli kadroların) omuzları üzerinde yükseldi. “İstiklâl Harbi”ni başlatsın diye kolordusunu Mustafa Kemal Paşa’nın emrine veren Karabekir Paşa, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Manastır şubesinin kurucularından değil miydi?http://www.samanyoluhaber.com/y_404429_hakan-albayrak-enver-pasanin-faydalari.html

Enver Paşa bizi harbe sokmasaydı biterdik!

“İyi ama, Enver Paşa bizi Dünya Savaşı’na niye soktu ki? Bizi Kurtuluş Savaşı vermeye niye mecbur bıraktı? Almanların peşine takılıp Osmanlı Devleti’ni maceraya sürüklemenin ne alemi vardı?” diye soracak olursanız…

Tekrar ediyorum: Osmanlı Devleti miskin miskin çöküyordu. Ruslar, İngilizler, Fransızlar, son Osmanlı topraklarını da paylaşmak için gün sayıyorlardı. Almanların işini bitirdikten sonra Osmanlı’ya saldıracakları aşikârdı. İttihatçılar onlarla anlaşmak için az uğraşmadılar, ama olmadı. Almanlarla anlaşıp son bir gayretle felaketin önüne geçmeyi denemekten başka çareleri yoktu. İyi ki de öyle yapmışlar. İyi ki de devleti Almanya’nın yanında Cihan Harbi’ne sokmuşlar. Aksi halde Almanlar çabucak tepelenir ve fazla yıpranmayan İtilaf Devletleri Anadolu’yu rahatça zapturapt altına alırlardı.
Enver Paşa, İtilaf Devletleri’nin çarkına çomak soktu. Osmanlı’nın harbe katılması sayesinde harp iki sene uzadı; İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar fena halde yıprandı; Çanakkale destanıyla ikmal yolunu kestiğimiz Rus Çarlığı çöktü. Harpten bitap düşen Avrupa kamuoylarının “Yeter artık, barış istiyoruz!” haykırışları ve ihtilal tehditleri altında, Londra, Paris yahut Roma’nın Osmanlı/Türkiye ile uzun soluklu yeni bir harbi göze alması mümkün değildi. Harp yorgunu İngilizler, kendilerini riske atmayıp, şanslarını Yunan ordusunu kullanarak denediler; Yunan ordusu çuvallayınca da müzakere kapısını açtılar. Çar’ı deviren Bolşevikler de -Rusya’nın iç meseleleri ile ziyadesiyle meşgul oldukları için- Osmanlı/Türkiye ile anlaşma yoluna gidip, Kars ve Ardahan’ı iade ettiler. Harbe girmeseydik, Rus Çarlığı’nı Çanakkale Boğazı’na gömmeseydik, bugün Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz’de -ayrıca da Boğazlar’da- herhalde Rus bayrağı dalgalanırdı.
Hülasa: Bugün “Türkiye” dediğimiz toprakların kurtuluşunu -Rabbu’l Alemin’in inayetiyle- Enver Paşa’ya borçluyuz. “Maceracı” diyorlar ya; Türkiye’nin temeli Enver Paşa’nın “maceracılığı” ile atıldı. Enver Paşa’dan hiç hazzetmeyen Mustafa Armağan bile, biraz zorlasak, bunu kabul edebilir. Nereden mi çıkarıyorum? Bir mülakattaki şu sözlerinden çıkarıyorum:
“Anka’nın Yükseliş ve Düşüşü adlı kitabında Oral Sander de söylüyor. Anka kuşu gibi, Birinci Dünya Savaşı’nda, yeniden bir daha doğmak için intihar etti, kendisini ateşlerin içine fırlattı diyor Osmanlı Devleti için… Gerçekten de… Osmanlı ruhu… fosilce yaşayışa razı olabilir miydi?”
İntihar kelimesi hariç, üç aşağı-beş yukarı aynı şeyi söylüyorum.
***.
– HARBİYE NAZIRLIĞI:
Harbiye Nazırı olduktan sonra orduda bazı düzenlemeler yapan Enver Paşa, binden fazla yaşlı subayı ordudan tasfiye etti, genç subayları önemli görevlere getirdi[2]. Orduda Fransız modeli yerine Alman stilini uyguladı, birçok Alman subayı Türk ordusunda danışman olarak görevlendirildi. Alaylı subayların çoğunun işine son verdi, ordunun gençleşmesini sağladı[5]. Üniformalar değiştirildi; orduda okur yazarlığın artmasına çalıştı ve bunun için “enveriye yazısı” denilen bir alfabe uygulamaya kondu[5]. Mahmut Şevket Paşa’nın suikast sonucu öldürülmesinden sonra kurulan Said Halim Paşa kabinesinde ve onun görevden çekilmesi üzerine 1917’de kurulan Talat Paşa kabinesinde de devam ettiği Harbiye Nazırlığı, 14 Ekim 1918’e kadar sürdü.
.
– ENVERİYE YAZISI: HATTI CEDİT- ATA HATTI


Orduda okur yazarlığın artmasına çalıştı ve bunun için “Enveriye yazısı” denilen bir alfabe uygulamaya kondu..
Huruf-u Munfasıla (Aralıklı Harfler) ya da bilinen diğer isimleriyle hatt-ı cedid, Enverpaşa yazısı ya da ordu elifbası, Enver Paşa’nın Türkçe’nin yazımını kolaylaştırmak üzere Arap alfabesini gözden geçirerek elde ettiği yazı sistemidir. Sistem Savunma Bakanlığı’nın da katkısıyla uzun süre kullanımda kalmıştır. Bu sisteme göre harflerin son biçimleri birbirine bağlanmadan kullanılıyor ve sesli harfler de gösteriliyordu. Enver Paşa 1917 yılında bu sistemi öğretmeye yönelik Elifba adlı bir okuma kitabı hazırlamıştı. Yazının resmi olarak mı sona erdiği, yoksa kendiliğinden mi terk edildiği bilinmemektedir.
.

–   TRABLUSGARP SAVAŞINDAKİ  BAŞARISI;  ADINA PARA BASTIRAN PAŞA ; 1911 yılında İtalyanların Trablus’a asker çıkarmaları ile başlayan savaş sırasında, Akdeniz’de İtalyan donanmasının hakimiyeti dolayısıyla bu cephede çarpışan askerlerimizin silah, teçhizat ve parası Türkiye’den ancak Mısır üzerinden karayolu ile gönderilebilmiştir.
Bu arada Enver Paşa’nın annesine ve kız kardeşine yazdığı mektuplardan bazı ahval ile Mısır yolu ile gönderilen paranın zamanında eline geçmediği, bunun üzerine de Enver Bey’in altın liralar geldiğinde değiştirilmek ve kısa bir süre geçerliliği olmak kaydı ile kaimeler yazdırdığı ve kendi mührünü vurarak tedavül ettirdiği anlaşılmaktadır. Kız kardeşine kendi el yazısı ile yazdığı mektupların birinde, ‘Ben kumandan mıyım, bankacı mı, yoksa muhasebeci mi? Ama işte hepsini yapıyorum.’ şeklinde ifadeler yer alıyor.


İtalyanlara karşı bir gerilla savaşı yürütülmesi fikrini İttihat ve Terakki Cemiyeti üyelerine kabul ettirdikten sonra Kolağası Mustafa Kemal Bey ve Paris Ataşemiliteri Binbaşı Fethi (Okyar) Bey ile bölgeye giden Enver Bey, Bingazi ve Derne’deki kuvvetlerin başına geçti; 20 bin kişiyi seferber etmeyi başardı ve adına para bastırarak bölgeye hakim oldu.

– TÜRK OCAKLARI VE 114. İSLAM HALİFESİ PADİŞAH’IN FERMANI İLE “BAŞBUĞ ENVER PAŞA-İLK İZCİ ANDI”;

1912 de Türk Ocakları’nın kuruluş sebebini oluşturan Osmanlıda’ki yıkım ve dağılmayı önlemek, yeniden var olmak için Padişah Mehmed V. Resad’ın emriyle başlatılan bir çalışmadır.
And; Osmanlı İmparatorluğu Padişahı ve İSLAMİYET HALİFESİ tarafından emredilerek okutulan bir yemindir…
.
1914  Sivil izci teşkilatının kuruluşu oluşturulmuş ve bir and oluşturulmuş. Bu çalışmalar Milli Eğitim sistemi ve Milli Savunma sistemi ortaklığı ile yürütülmüştür.
Sonraki zamanlarda Milli Eğitim’de ayrı, Milli Savunma’da ayrı andlar düzenlenmiştir.
.”

Türk Ocakları 1912- Başbuğ Enver Paşa ve izci andı 1914

114. İslam halifesi Sultan Reşat’ın 1914′te hazırlattığı “Kuruluş andı”;
“Tanrıya ibadet ve Hakana itaat edeceğime,  Daima vicdanlı, vazifesini tanır, kanuna hürmet eder,  yiğit bir adam olarak hareket eyleyeceğime vatanımı sevip sulh ve harp zamanında fedakârlıkla hizmet yapacağıma, izcinin türesine baş eğeceğime namusum ve şerefim üzerine söz veririm”

Andımızın tarihçesi…114üncü İslam halifesi, Osmanlı İmparatorluğu Padişahı, Mehmed V. Resad 1914.

.

MEHTER – Türk Milleti..Türk Milleti..azm ile sev Milliyeti…

Mehterhane 1826 da kaldırılarak yerine avrupai bandolar kuruldu ve maalesef repertuarı kaybolup gitti.Sonradan 1908 yılında Türkçülük cereyanının kuvvetlenmesi üzerine Enver Paşa’nın emriyle Mehteran-ı Hakaniye adıyla yeniden kuruldu ve askeri müzeye bağlandı.

murat bardakçının kaleminden; http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/765207-enver-pasanin-hazin-macerasi-90-sene-once-bir-agustos-sabahi-rus-mitralyozu-ile-noktalanmisti
.
– OSMANLI DEVLETİNDE AMERİKA’DA TÜRKLÜK ARAŞTIRMALARI:
Küba Büyükelçisi’nin verdiği önemli bilgi , İttihat ve Terakki döneminde Enver Paşa’nın Küba’ya özel bir görevli göndererek bu konu hakkında araştırmalar yaptırması.
Büyükelçi’nin sözleri:
“Bu görevlinin burada tarihi araştırmalar yaptığını ve bir rapor hazırladığını biliyoruz”
.
– OSMANLI DEVLETİNDEKİ İLK TÜRKÇE DİLİ ÇALIŞMALARI:
İsmail Enver PAŞA Ordunun başına geçtiği gibi ordudaki yazışma şeklinin TÜRKÇE DİL KURALI olarak düzenlenmesini emretmiştir, fakat Osmanlı’nın 1. dünya savaşına girmesiyle bu çalışmaları tamamlanamamıştır.
.
– İSMAİL ENVER PAŞA’NIN ÇİN SEFERİ:

Avrupa Hıristiyan topluluğunun Çine misyonerler göndermesi üzerine Çin’deki Müslüman halkın isyan etmesi ile oluşan 1900 yılı Çin’de bir kargaşa dönemidir.
Bu durum karşısında devrin Halifesi ve Osmanlı Padişahı ıı. Abdülhamit bu durumla ilgilenmek için çalışmalar yapar.
Sultan, bu kritik görevi, Yıldız’ın parlak subaylarından Enver Paşa’ya verir.

“Zuvka Batur 1902-03 yıllarında hocası ve aynı zamanda dayısı olan Mümin İşan ile beraber Hacca gitti. Her ikisi de kafile başkanı olarak Yıldız Sarayı’nda II. Abdulhamit tarafından kabul edildi. Bunu İstanbul’da vefat eden Akıt Hacının torunlarından Abdusselam Aykanat Hacı anlatmıştı. Ayşe Çolpan”
.
– PADİŞAHIN KALDIRDIĞI VE YERİNE AVRUPA BANDOSUNU GETİRDİĞİ MEHTERİ, TEKRAR ORDUYA GETİRMESİ:
Osmanlıdaki değişiklik her yönde yapılmıştır bunlardan biride Mehterin kaldırılıp yerine Avrupa bandosunun getirilmesidir.
Enver Paşa orduyu teslim aldığı zaman derhal Avrupa bandosunu kaldırıp yerine Mehteri getirmiştir.
.
– İSMAİL ENVER PAŞANIN 1. DÜNYA SAVAŞINDAKİ ROLÜ:
ENVER PAŞA 1. DÜNYA SAVAŞININ YÖNETİCİSİDİR
Asaya ,Afrika, Ortadoğu ve Küçük Asya ile Doğu Avrupada’ki haraketlerin yöneticisidir.
.
– İSMAİL ENVER PAŞANIN ASYA SEFERİ:
İsmail Enver Paşa Asya’da bağımsız birleşik bir devlet kurmuştur.
Asyada’ki Türk Milletleri’nin “Kurtuluş-BAĞIMSIZLIK Savaşlarında”ki çalışmaları sırasında Asya’da şehit olmuştur.

– İSMAİL ENVER PAŞA’NIN TURAN DEVLETİ KURMA CABALARI:

1921 yılının Ekim ayında Orta Asya Türkleri’ni sömürgeci İngilizlere karşı birleştirme ve bir Turan devleti kurma niyetiyle Teşkilât-ı Mahsusa eski liderlerinden Kuşçubaşı Hacı Sami ve diğer ittihatçılarla birlikte Batum’dan Buhara’ya gitti.
Turan Kağanlığı’nı kurmak için büyük uğraşlarda bulundu ve Ruslara karşı savaşan Basmacıları örgütlenip Basmacı İsyanı’nı başlamasına destek verdi; fakat sonucu değiştirmesi mümkün olmadı.
1922 Şubat’ında komutasında topladığı Basmacı birlikleri ile Duşanbe’yi ele geçirdi ve oradaki Sovyet garnizonunu tutsak aldı. Ardından Horasan üzerine yürüyerek Kızılordu birliklerinin Buhara ve Horasan’dan çekilmelerini istedi.
28 Haziran 1922’deki Kafiran Savaşı’nı kaybettikten sonra dağlara çekilmek zorunda kaldı.

4 Ağustos 1922’de Kurban Bayramı sırasında Tacikistan’da, Belçivan yakınlarında Agop Melkovian komutasındaki Bolşevik Ruslara karşı yapılan bir çarpışmada üzerine düşen havan topuyla hayatını kaybetti ve Çeğen köyüne gömüldü..

– İSMAİL ENVER PAŞANIN KARDEŞİ, Kafkas İslam Ordusu KOMUTANI NURİ KİLLİGİL .

Nuri Killigil Paşa (Halil Paşa’nın yeğeni ve Enver Paşa’nın kardeşi, Hacı Ahmet Paşa’nın  oğlu)

Doğu Cephesi-Kafkas İslam Ordusu Komutanı. Azerbaycanda’ki Ermenileri yenen komutan. Türkiye Cumhuriyetinde ilk silah fabrikası kurup yeni oluşan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin silahını yerli olarak üretip orduya veren sanayici.

VARLIĞINI MİLLETİNE ADAYAN BİR ASKER…İkinci Dünya Savaşı’nın; savaşa katılmayan mahkumu ve meçhul ölümü- 2 Mart 1949 .

.

– İSMAİL ENVER PAŞANIN  AMCASI ,Kut-ül Ammare savaşı komutanı HALİL KUT PAŞA

KUTÜ’L-AMMARE ZAFERİ (29 NİSAN 1916)

11 Kasım 1914’te Birinci Dünya Savaşı’na giren Osmanlı Devleti’nin savaştığı cephelerden biri, İngilizlere karşı oluşturulan Irak cephesidir. Osmanlı dönemi kaynaklarında Irak-ı Arap olarak adlandırılan bölge, jeopolitik ve stratejik bakımdan önem arz eden Dicle-Fırat havzasında tarihteki Mezopotamya’yı (Verimli Hilal) içine alır ve Basra Körfezine kadar uzanır.

24 Kasım 1914’te Basra’yı işgal eden İngilizler, 3 Haziran 1915 tarihinde Kutü’l-Ammare’yi, Temmuz ayı sonlarına doğru da Nasıriye’yi işgal etmişlerdir. Bunun üzerine Türk birlikleri Bağdat’ın hemen güneyindeki Selmanpâk mevziine çekilmişlerdir. İngilizler 21-22 Kasım 1915’te Selmanpâk mevziine taarruza başlamışlardır. 23 Kasım 1915’de 51 nci Türk Tümeninin kuzeyden yaptığı karşı taarruz üzerine İngiliz kuvvetleri, 4.000 kişi zayiat vererek geri çekilmek zorunda kalmışlardır.

Halil (Kut) Paşa (1882 – 1957) KUT Ü’L-AMMARE ZAFERİ (29 NİSAN 1916)

.

– İSMAİL ENVER PAŞANIN BABASI HACI AHMET PAŞA

Hacı Ahmet Paşa ( Halil Kut Paşa’nın ağabeyi , İsmail Enver Paşa ve Nuri Killigil Paşa’nın babası)

-Önce Nafia Nezareti (Bayındırlık Bakanlığı)’nda fen memurluğu yapan daha soran surre emini olarak sivil paşalık rütbesine yükselmiştir.

.

1919- 1920 Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde çok çok önemli bir tarihi sayfa..NEDEN MALTA’YA SÜRÜLDÜLER ??? .!!!…Malta sürgünleri.

.

















.
DÜNYAYA DİRENEN ÜLKESİNİ ,MİLLETİNİ VE BAYRAĞINI KORUYAN BU BÜYÜK KOMUTANIN ÖNÜNDE EĞİLİYOR VE RUHU ŞAD OLSUN DİYORUZ…

Hakkında admin

İlginize teşekkürler

Bizans müziği ve Cezeri bilim kitabı

Kıpti alfabesi, Yunan ilahi notaları ve Cezeri bilim kitabı bağları

Kıpti alfabesi Hiyeroğlif yazılarının papirüslere yazılmasıdır, papirüs yazıları Mısır medeniyetinde çok büyük değişim oluşturmuştur, taşlara …

YEMEN-ANTİK TARIM BARAJI

Antik Yemen tarımı, Kıpti dili ve dil bilimci Vahşiye – (1000)

YEMEN TARIM TARİHİ YAZARI İbn Wahshiyyah Nabatça da’Abū Bekir’Aḥmad bin’Alī (. Fl 9 / 10. …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

CAPTCHA (Şahıs Denetim Kodu) Resmi

*